24 Kasım 2016 Perşembe

Başlarken yeniden

Önceki akşam da aynı sarsıntı olmuştu içinde, akşam arabayla eve dönerken tam sokağa girdiğinde bir anda içinde heyecan dalgaları yükselmişti.
Şimdi aynı duyguyla bugün eve dönerken mideden başlayıp yükseliyordu yine dalgalar.
Eve geldi, kanepeye uzandı ama birden kapıyı alacaklı gibi çalan o kasırga yine geldi.
Artık hastaneye gitme vakti gelmişti, otuzyedi yıllık hayatında böylesine bir his vücudunu sarmamıştı.
Evlerinin hemen yanında bir karakol vardı, bir polis arabası götürürdü onu hastaneye zaten, ama o zamana kadar karakol binasının yıkılıp yeniden yapılmaya başlandığının farkında değildi,
derin bir hayalkırıklığı yaşadı ama toparlamalıydı kendini, kaybedecek vakti yoktu.
Yan binanın garajından çıkan arabayı görünce hemen yanaştı, ne de olsa komşulardı bu sokakta, yardımcı olurdu herhalde, yoldaki bahtsız kediyi istemeden de olsa ezdikten sonra komşusu onu ana caddeye bırakmayı kabul etti. Kendi can derdindeyken başka bir cana mal olmak onu üzdü bir an, sonra tekrar kendi hayatına konsantre oldu, olmalıydı da.
İnsanlık ölmemişti ama tam istediği de bu değildi hani, hastaneye bıraksa ne iyi olurdu, "neyse canım, buna da şükür" diye düşünürken, ana caddede boş taksi görmeyi umut ediyordu, "akşam iş trafiği saatinde normal tabii" derken , kaldırıma oturdu, zordu ayakta durmak, sahiden ne oluyordu şu an bu bedende? Bunca yıldır iyi gidiyorduk, niye bozuldu ki?
"Neyse vardır bi bildiği" diye hak vermeye çalıştı, kaldırımda otururken herkes nasıl da umarsızca koşturuyordu, belki de 5-10 dakika içinde ölecekti ama, bu da gururlu ve mertçe olmalıydı, yalvarıp yakararak değil, sakin ve net olmalıydı.
Neyse ki bir taksi buldu oturduğu yerden, "hastaneye... acil" dedi ama taksici yeteri kadar ikna olmadığından biraz daha panik hali yaratmak istedi, "abicim acil dedim, bas şu kornaya, iyi değilim"
Zaten taksici şanssız günündeydi, hem acil vaka arabaya binecek, stres yaratacak hem de beş kuruş vermeden, "hakkını helal et" deyip arabadan inecekti , diğer dört tekerli araba olan tekerlekli sandalyeye binerken.
Neyse ki taksici kendi içindeki kırmızı alarma geçmişti, artık kornaya basıp hızlıca ara sokaklarda gidiyorlardı, akşam trafiği yoğundu İstanbul'da.
Tam o anda anladı, iki kolu birden tamamen uyuştuğunda anladı, kalp krizi geçiriyordu, demek böyle oluyordu ha? Duymuştu bu kol uyuşma hikayesini daha önceden, zor nefes alıp verme ve hemen ardından göğüste ağrı, herşey tanıma uygun devam ediyordu, yavaş yavaş etkisini daha da artırıp hissettiriyordu, bir anda yığılıp bayılanlar olmuyor muydu? Evet evet, şanslıydı bizimki, aslında çok da şanslı olduğunu düşünmezdi hiç, tam da ihtiyacı olduğu anda kapıyı çalıyordu şans, ya da bu krizi geçirmek zaten şanssızlık mıydı yoksa? Bilemedi gerçekten, bilemeyecekti.
Uyuşmuş kollarıyla karşıdan gelen araçlara işaret yapıyordu; "Durun biz geçelim" demeye çalışırcasına. Anıyordu diğer araçlardaki insanlar onu, o stresli iş dönüşünde bir an için bile olsa onun için üzülüp geçmiş olsun dileklerini geçiriyorlardı içinden.
Neyse ki vardılar hastaneye, iyiydi , kötüye gidiyordu ama iyiydi, bilinci yerinde uyuşuk kollarıyla beraber onu tekerlekli sandalyeye bindiren hemşireye derdini rahatça anlatmış ve hemen kardiyolojiden doktor çağrılıp müdahale zinciri başlatılmıştı, o akşam iki tane stent takılıp hayatına devam etmişti hatta yeni bir hayat başlamıştı şimdi önünde, aradan yedi ay sonra bu satırları yazabilecek kadar güçlenmişti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder